Türkiye’nin batıya açılan kapısı. Şirin mi şirin, tarihin tüm güzelliklerini bozulmadan hala bünyesinde taşıyan aynı zamanda bir o kadar modern bir şehir. Eski ama eskimeyen bir şehir EDİRNE.
Gezilmeye, görülmeye, en mühimi yaşanmaya değer bir şehir. Küçük dar sokakları, eski tarihi yapısı, sımsıcak insanları ve insanı saran havası bir anda içine alıyor sizi. Sanki yıllardır oralıymışsınız gibi.

Bu hafta Edirneli bir arkadaşım sayesinde gezip görme hatta bol bol fotoğraf çekme imkânı buldum ve bunları sizlerle paylaşmak istedim. İstanbul’da sahur yapıp iftarı Türkiye’nin serhad şehrinde açmak güzel bir tecrübe oldu tavsiye ederim.

Edirne’ye girdiğiniz daha o ilk anda tarihi havayı solumanız mümkün. Tabi ki şehre girer girmez araçtan kendinizi atıp sokaklarına dalmak için sabırsızlanıyorsunuz. Şehrin, İstanbul’un kapalı çarşısı gibi her şeyi bulabileceğiniz güzel bir çarşısı var: Ali Paşa Çarşısı.
Çarşı boyunca etrafı seyre dalıyorsunuz. Burada aynalı süpürgeler dikkatimizi çekiyor ve Edirneli arkadaşım bunun üzerine güzel bir hikâye anlatıyor bize. "Eskiden her genç kızın çeyizinde aynalı süpürge bulunurmuş. Yeni gelin olan genç kız ev süpürürken kaynanasını aynadan görünce daha bir hamarat görünür işini şevkle yaparmış. Eşini gördüğü zaman ise kırıta kırıta süpürürmüş." Tabii biz de birer aynalı süpürge alıyoruz hemen. Ama şu gördüğünüz magnet olanından.

Ali Paşa çarşısından çıktığınızda kendinizi şu gördüğünüz güzelim sokakta buluyorsunuz ve fark ettiğiniz gibi caddenin sonu sizi camilere ulaştırıyor. Camiler diyorum çünkü 3 güzel cami karşılıklı olarak boy gösteriyor size:  Üç Şerefeli Camii, Eski Camii ve tabi ki Selimiye.

Selimiye Camii tüm güzelliği ve o kalem gibi minareleri ile büyülüyor sizi.

Caminin hemen yanında iki güzel müzeyi de gezme imkanı buluyorsunuz. Böylece tarihi iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. El yazması Kuran’ı Kerim’i, Koca Sinan’ı, kullanılan ateşli silahlar ve kesici aletleri, gelin ve sünnet odalarını ve daha birçok şeyi bu müzelerde görmeniz mümkün.

Camii ve müze gezmelerinden sonra sırtınızı Selimiye dayayıp tekrar çarşının yolunu tutuyorsunuz.


Aracınıza binip o meşhur Meriç nehrine doğru yol alıyorsunuz. Meriç Köprüsü ya da diğer adıyla Mecidiye Köprüsünden ( Mecidiye Köprüsü veya diğer adıyla Meriç Köprüsü, 1842’de Abdülmecit zamanında yapımına başlanmış ve 1847’de bitirilmiş köprüdür. Edirne-Karaağaç yolunda, Meriç Nehri üzerinde yer alır. 263 metre uzunluk, 7 metre genişlikte, 13 ayak üzerinde 12 sivri kemerli olup yanlara doğru eğimli özellikler taşımaktadır. Mermer yazıtlı köşkü olan köprünün kubbesinde daha önceleri güneş motifi olduğu bilinmektedir.) geçip güzel bir çay bahçesine oturup bir yandan nehri seyre dalarken diğer yandan çayınızı yudumlayabiliyorsunuz. Ramazan dolayısıyla ben bu zevkten mahrum kaldım maalesef. Sadece nehrin güzelliğine seyre daldım bu nedenle.

Son olarak Meriç Köprüsünden yürüyüp güneşin batışını izlemeyi sakın unutmayın.  Kaçırılmaması gereken bir manzara uzanıyor ayaklarınızın altında.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alev 1 yıl önce

bir başkadır benim memleketim :)