Öne Çıkanlar Miniklerden Fotoğraf OCAK OYUNUYLA Arnavutköye

Bu haber kez okundu.

“Eşyalarım içerisinde en değer verdiklerim kitaplarımdır.”

Röportajı Hazırlayan: Abdulkadir KORKMAZ

Merhabalar Fatma Hanım, ilk olarak sizin gibi yetenekli ve gelecek vaat eden bir yazar ile söyleşi yapma fırsatını bize sunduğunuz için çok teşekkür ederek sorularıma başlıyorum.

 Fatma SIRMACI Kimdir? Öncelikle bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Merhabalar. Öncelikle bana böyle bir fırsatı sunduğunuz için ve yazılarıma verdiğiniz değerden dolayı asıl ben teşekkürü bir borç bilirim sizlere. Kim olduğuma gelince, 1984 Ordu doğumluyum. Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldum. 2009 yılından beri Felsefe Grubu Öğretmenliği yapıyorum.

İlk olarak yazarlık serüvenine nasıl başladınız ve kendinizi şu anda nerede görüyorsunuz?

“Yazarlık” ifadesi biraz iddialı kaçar benim durumumdaki bir kişi için. “Yazma” serüveni demek daha doğru bir tabir olur. İlk olarak ortaokul yılarında şiire merak sarıp bir şeyler karalamışlığım vardır. O zamanlar yaşadığım ilçenin yerel gazetesinde bir öğretmenimin aracılığıyla yayımlanmıştı. Çok güzel bir anıdır benim için. Sonraki süreçlerde ise belirli aralıklarla yazı tecrübelerim oldu ama kalıcı nitelikte değil. Gerçek anlamda üniversiteden mezun olduktan sonra yazmaya başladım diyebilirim. Yani 2009-2012 arası. Zaten gazetenizde yayımlanan ilk üç yazım da o dönemde kaleme aldıklarımdan. 2012 den sonra ise daha çok okumaya yönelik girişimlerim olduğu için yazma serüvenin geri planda kaldı.

Yazarlıkla ilgili gelecekteki hedefleriniz nelerdir?

Okumayı çok seviyorum. Hatta bir nevi tiryakilik gibi bir şey benim için. İnsan okudukça yazma konusundaki yetersizliğini fark ediyor. O yüzden de sanırım bu konuda kendimi yeterli görmüyorum. Ama her kalem meraklısı gibi kendime ait bir kitabımın olması en büyük hayalim sanırım. Gerçekleştirebilir miyim bilmiyorum.  Dediğim gibi hayal...

 Henüz yolun başındayken yazılarınıza bu kadar ilgi gösterilmesinin nedeni sizce ne olabilir?

Öncelikle gazetenizde ilk yazım yayımlandığında endişelerim vardı. Ancak aldığım tepkiler çok hoşuma gitti. Ortaya koyduğunuz bir emeğin beğenilmesi onur okşayıcı. İçimdeki yazma isteği depreşti diyebilirim. Nedeni tam olarak nedir, bilemiyorum. Sanırım beğendirilmek kaygısıyla yazılmamış olması ve tamamen o an hissedilerek yazılan şeyler olmasından kaynaklı. Okuyucunun da bunu gördüğü kanısındayım.

 Aynı zamanda öğretmen olmanız münasebetiyle size şunu sormak istiyorum; Sizce ders anlatmak ve yazı yazmak arsında bir benzerlik var mıdır?

Kesinlikle… Felsefe derslerinde kendimi kaptırdığım çok olur. Söylediklerim anlık olarak gelişen duygu ve düşünce dünyamın yansımasıdır. Yazarken de aynı durum gelişiyor. Cümleler anlık olarak oluşuyor ve yarım bıraktığınızda aynı duyguyu yakalamanın imkânsızlığından dolayı hiçbir zaman tamamlanamıyor.

Şu ana kadar ki yazılarınızda genelde şiirler üzerinden veya farklı durumlardan yola çıkarak insanların psikolojik durumlarını çok başarılı bir biçimde ortaya koyan bir izlenim verdiniz. Bunun özel bir sebebi var mı?

Yazılarım düşünce dünyasından ziyade duygu dünyasına yönelik. Ee duyguların da en güzel ifade biçimi şiir olsa gerek. Bu da ister istemez kalemime yansıyor.

Bundan sonraki yazılarınızda farklı türler ya da temalar kullanmayı düşünüyor musunuz?

Yazılarım daha çok şiirsel bir dille yazılmış olsa da düz yazı niteliğinde. Bu yüzden deneme niteliği gösteriyor diyebiliriz. Yani şiir ve deneme türleri olarak sınırlandırabiliriz alanımı. Tema ise tamamen hayatın içinde konuları barındırıyor bu yüzden zaman belirliyor yazılarımın temasını.

Yazılarınızda beğendiğiniz ya da beğenmediğiniz yerler oluyor mu?

Hem de çok fazla. Bazı cümlelerim tam istediğim gibi yerli yerine otururken bir yapbozun parçaları gibi, bazıları ise çok yavan kaçabiliyor. Bu yüzden bütünlük yakalayabildiğim ve anlatmak istediğim duyguyu veren cümlelerimi beğeniyor, paylaşılmaya değer görüyorum.

Günümüzde edebiyatın durumunu nasıl buluyorsunuz? Siz edebiyatın hangi dönemini kendinize daha yakın hissediyorsunuz ve ilk olarak ne zaman bunun farkına vardınız?

Bu beni aşan bir soru açıkçası. Edebiyata yoğun bir ilgim olmasına karşın bir edebiyat eleştirisi yapacak yeterliliğe sahip değilim. Çok severek okuduğum isimler var. Sabahattin Ali, Hasan Ali Toptaş, Oğuz Atay, Nazan Bekiroğlu gibi yazarlar hem üslubu hem de ele aldıkları konu itibariyle beni etkileyen yazarlardır. Şiir boyutunda ele aldığım zaman ise kesinlikle bir “İkinci Yeni”ciyim.  “İkinci Yeni” dışında özellikle Didem Madak, Arkadaş Zekai Özger, Atilla İlhan ve Ahmet Telli gibi isimler de hayranlık duyduğum yazarlardandır. Edebiyata ve özellikle de şiire merakım çok küçük yaşlarda başlamış olsa da gerçek manada bilinçli ve seçici okuma anlayışım üniversite ve sonrasında gelişti diyebilirim.

Kitaplarla aranız nasıl? Okumak ve yazarlık arasında sizce bir bağlantı var mı? Kimlerin kitaplarını daha sık okursunuz ve bunlar sizin yazılarınıza ne derece etki ediyor?

Sabahattin Ali’nin Eşi Aliye hanım’a mektuplarında kullandığı bir cümle geldi aklıma siz bu soruyu sorduğunuzda. “Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz." Eşyalarım içerisinde en değer verdiklerim kitaplarımdır. Onları okuyup bir kenara bırakma huyum yoktur. Okunan her kitaptan en sevdiğim dizelerin altı mutlaka çizilir ve zaman zaman dönüp tekrar tekrar okunur.  Okumak insanın içindeki yazma ateşini körüklüyor tabi ki. Ama öyle güzel kitaplar öyle güzel yazarlar var ki bu durum yetersizliğinizi de gösteriyor size. O yüzden hep bir pişme, olgunlaşma sürecine ihtiyaç duyuyorsunuz. O zaman gelir mi bilmem. Ama bir Sabahattin Ali, bir Ahmet Arif, bir Vladimir Bartol, bir Nazan Bekiroğlu , Bir Turgut –Cemal- Edip gibi yazabilmek en güzel hayal benim için J Ve şüphesiz okuduğunuz her bir yazar, dize, cümle zihninizde yeni kapılar açıyor size ve onların sizde bıraktığı duygu dünyası kendi  yazı dünyanızı oluşturmanıza kaynaklık ediyor.

Sizce yazma eylemi ilham yoluyla gerçekleşen bir olay mı yoksa çalışarak planlı bir biçimde mi gelişir? Mesela biz yazılarınızı okurken içinize doğan sözcükleri mi yoksa ciddi bir çalışmanın ürünlerini mi görüyoruz?

Kanımca hissedilemeyen hiçbir duygu anlatılamaz. Önce hissetmek gerek. Bu da ilhamın kaynağıdır. Mutlaka yazılanların belli bir düzen ve uyumu için planlı olarak oturup o yazının üzerinde çalışmak gerekir. Ama taslağı ortaya çıkaran, ona can veren şey ilhamdır. Misal, ben anlık olarak hissettiğim şeyleri belki yoğunluğunu taşıyamamaktan belki de anlatamamaktan dolayı yazıyorum. Yani yazmak için yazmaktan ziyade konuşmak için yazıyorum. Ortaya çıkan şey ise zamanla üzerinden geçerek paylaşılmaya değer bir esere dönüşüyor. Ben buna demlenme süreci diyorum.

Sizin için yazma eylemi hayatınızın neresinde duruyor? Yani geçici bir heves mi yoksa bir ömür boyu devam edecek uzun bir yolculuk mu?

Buna cevap vermek biraz zor. Geçici bir heves değil tabi ki. Çünkü biliyorum konuşamadığım ya da kendimi anlatamadığım noktada yazmak benim için bir terapi niteliği taşıyacak. Ve muhtemelen bu bir ömür boyu sürecek. Ancak ne kadar yazarlık boyutuna taşıyabilirim bunu. İşte bu tartışılır.

Son olarak okurlarımıza söylemek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Her bir yazımı okuduğunuz, okumakla yetinmeyip beğeni yaptığınız ve bunla da yetinmeyip o değerli cümlelerinizi benden eksik etmediğiniz için müteşekkirim sizlere.  Beğeni kaygısıyla yazmış olmasam da beğenilmek güzel be!


En son.....


..hangi tiyatro oyununu izlediniz?
 

“Bütün kadınların kafası karışıktır” Deniz Çakır.

..hangi filmi izlediniz?

“İçimdeki yangın”

..hangi kitabı okudunuz?

“Leylim Leylim. Ahmet Arif’ten Leyla Erbil’e mektuplar.”

Değerli vaktinizi ayırıp içtenlikle sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.