“Gelecek kuşaklar buna nasıl inanabilecekler? Bunu kendi gözleriyle gören biri olarak ben bile inanmakta güçlük çekiyorum”. Bartolomé de las Casas

Yukarıda geçen sözler bundan yaklaşık 500 sene önce yaşamış İspanyol bir rahibe ait. Coğrafi Keşifler sonucu vahşi bir soykırıma uğrayan Amerikan Yerlilerinin yaşadığı dram karşısında sessizliğini bozan belki de ilk kişi. Cristoph Kolomb'un yakın arkadaşlarından birinin oğlu. Vahşet karşısında vicdanının sesini dinleyerek yerli halkların yanında tavır aldı. Belki mücadelesinde başarılı olamadı fakat yaşananları tarihi bir vesika olarak bize aktardı. Amerika;  doğanın muhteşem renkleriyle üzerinde yaşayan insanoğlunu kuşattığı harika bir atmosfer.  Alaska'dan And Dağları'na kadar uzanan bu araziler üzerinde çok önemli medeniyetler inşa edildi. Buradaki medeniyetler doğayı katletmeden ona saygı duyarak ondan istifade edebiliyorlardı.  Üstelik kıta nüfusu 30-50 milyonu aşmış bir haldeydi. Ta ki, beyaz adam üzerine ayak basıncaya kadar.

“Geliyorlar ötelerden.
Başıma garip belalar geldi ama
Yine de benimdir bu koskoca ülke.”
(Bir kızılderili şiirinden)

"Kristof Kolomb, seyahatleri boyunca bir seyir günlüğü tutmuştu. Bu günlük çok şey açıklıyordu. Bahamalarda karaya çıktığında, kendisini ve adamlarını iyi niyetle karşılayan Kızılderililerden söz ediyordu. Bunlar, Tainolar diye de adlandırılan Arawak yerlileriydi. İspanyolları başka dünyalardan gelmiş yaratıklar gibi gören Kızılderililer, sığ kıyıda, denizde yürüyerek teknelere yaklaşmış, ilk karşılaştıkları yabancılara çeşitli hediyeler sunmuşlardı. Kolomb, Arawakların barışçı ve yumuşak huylu insanlar olduğunu yazıyor ve 'silah taşımıyorlardı' diyor. 'Silahın ne olduğunu da bilmiyorlar. Onlara bir kılıç gösterdim, keskin tarafından tuttular ve ellerini yaraladılar. Sonraki aylar boyunca Kolomb, günlüğünde yerli Amerikalılardan saygılı bir hayranlıkla söz ediyor: 'Bu yerliler, dünyanın en iyi, en nazik insanları, diye yazıyor. 'Kötülüğün ne olduğunu bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar.”  “Avrupalılarsa, Amerika'ya, salgın hastalık, yağma ve ölüm getirdiler. 1492'de Amerika kıtası, yeryüzünün gördüğü en trajik alışverişlerden birine sahne olmuştur. Yerliler altın, yiyecek ve toprak verdiler, karşılığında salgın hastalık, yağma ve ölümle ödüllendirildiler.” Şimdi o ödüllendirilmenin sadece küçük bir kısmının nasıl ve ne biçimde olduğunu yine aynı kitaptan yaptığımız alıntılarla beraber görelim:

Hispaniola   

“İspanyollar Hispaniola adasına geldikleri zaman yerli nüfusu üç milyon civarındaydı; bugün sadece iki yüz kişi yaşıyor.”
“Yerli kadınları ve çocukları hem hizmetçi olarak hem de aşağılık isteklerini tatmin etmek için yanlarına almaya başladılar.”
“Köylere giriyor, çoluk çocuk, yaşlı, hamile veya loğusa (kadın) demeden, ağıllarına sığınmış kuzulara saldırır gibi, karınlarını deşiyor, parçalara ayırıyorlardı. Kimin tek bıçak darbesiyle bir insanı ortadan ayıracağı veya tek mızrak atışıyla başını keseceği, ya da bağırsaklarını ortaya dökeceği üzerine bahse giriyorlardı. Anne sütü emen bebekleri zorla alıyor, ayaklarından tutup başlarını kayalara çarpıyorlardı. Bazıları ise onları yüksekten ırmaklara atıyor, bir yandan da gülerek şakalaşıyorlardı. Çocuklar suya düştüğünde: "Kımıl kımıl oynuyorsun, seni komik şey seni!" diyerek gün geçtikçe daha da iğrençleşiyorlardı. Çocuklarla annelerini ve önlerine çıkan herkesi kılıçtan geçiriyorlardı. İsa peygamberimizi ve 12 havariyi kutsamak ve saygılarını iletmek için uzun darağaçları kuruyorlardı. Ayakları yere neredeyse değecek şekilde, 13 kişilik gruplar halinde onları bağlıyor, ateşe veriyor ve diri diri yakıyorlardı. Bazıları ise, bütün vücutlarına kuru saman yapıştırıyor ve bu şekilde ateşe veriyorlardı.”

San Juan ve Jamaika Adaları
“İnsanları öldürdüler, yaktılar, ızgara yaptılar, vahşi köpeklere attılar. Hayatta kalanlara maden ocaklarında veya başka işlerde baskı ve işkence uygulayıp aşağıladılar. Ta ki bu zavallılar tamamen bitip yok olana dek... San Juan ve Jamaika adalarında 600 binden fazla, hatta sanırım 1 milyonun üzerinde insan vardı. Bu gün her birinde 200 kişi bile kalmadı.”

Küba
“Adada bulunduğum üç dört ay zarfında yedi bini aşkın çocuk öldü. Çünkü anne babaları maden ocaklarına onları da götürüyorlardı. Dehşet verici şeyler gördüm. Daha sonra, İspanyollar ormanlara sığınan yerlileri yakalamaya karar verdiler. Korkunç kıyımlar yaptılar.Böylece bütün adayı yerle bir edip, insanlarını yok ettiler. Adayı göreli çok zaman olmadı. Şimdi onu ıssız, yalnızlığa terkedilmiş görmek ne kadar kötü ve acıklı!..”

Anakara

“Yüzbaşılardan biri, yerlileri soyma ve yok etme emri üzerine yaptığı bir seferde 40.000'den fazla kişiyi öldürdü”

Nikaragua Eyaleti
“Hıristiyanlar, yerlilerin kendileri ve çocuklarının geçimi için ayırdıkları bütün mısırı aldılar. Bu yüzden 20.000-30.000'i aşkın yerli açlıktan öldü.”

Yeni İspanya
“12 yıl boyunca, bu 450 millik alanda, İspanyollar 4 milyonu aşkın insanı, kadın, çoluk çocuk, genç, yaşlı demeden bıçakla veya mızrakla öldürdüler, ya da diri diri yaktılar.”

Guatemala Bölgesi
“ Karargâhta insan mezbahası kurdular ve bu mezbahada çocuklar kesilip kızartılıyor, yetişkinlerin ise elleri ve ayakları kesiliyordu.”

Yucatan Krallığı
“Yerlilerin izini sürüp avlamak için vahşi köpeklerden faydalanıyordu… Bebekli kadını yakalayınca bebeği köpeklere yedirdiler.”
“Evinden çıkmak istemeyen bir çocuğun önce kulaklarını budadı sonra burnunu doğradı.” “Aynı herif, sonradan hiçbir utanç ve pişmanlık duymaksızın, köle olarak daha çok para etsinler diye yerli kadınları hamile bırakmak için gayret sarf ettiğini önde gelen rahibe böbürlenerek anlatacaktı.”

Pearl Coast, Paria ve Trinidad

“Köle filoları sadece mürettebata yetecek kadar yiyecek taşıyorlardı. Bu yüzden zavallı mahkûmlar neredeyse aç ve susuz kalıyorlar ve sonuçta ölüp denize atılıyorlar.” “Bu bölgede inci avlamak için günbatımından şafağa kadar suyun içinde kalıyorlar, çoğu zaman dört beş kulaç derine iniyorlar. Hava almak için yüzeye çıkmalarına nadiren izin veriliyor. Vakitlerini anca su altında yüzerek geçiriyorlardı. Nefes almak için yüzeyde birkaç saniyeden fazla durdukları takdirde, onları yumrukluyorlardı. Bazen köpek balıklarına yem oluyorlardı. Ölümleri genellikle boğularak oluyordu bunun dışında ya ciğerlerine gelen basıncın etkisiyle ağızlarından gelen kanda boğuluyorlardı, ya da soğuktan dolayı dizanteriye yakalanıp ölüyorlardı. Doğuştan simsiyah olan saçları, uçları yanmış gibi bir görüntüye bürünüyor, sırtlarında ise tuzdan dolayı büyük yaralar çıkıyor.”

Kaynakça:Bartolome De Las Casas Kızılderililer Nasıl Yok Edildi? (Meryem Ural Çev.) İstanbul: Şule Yayınları
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Melek Polat 2 yıl önce

bizi ermeni soykırımıyla suçlayanlar, önce kendi tarihlerine baksın

Avatar
Murat emre 3 ay önce

Abdülkadir bey elinize sağlık çok iyi yazmışsınız